Zuhal'in Müzesi

31 Temmuz 2012 Salı

Eski elektrik süpürgesinden saksı



Geçen yaz gittiğimiz Amasra'da çekilmiş ve unutulmuş bir fotoğraf bu. Tesadüfen gördüm ve hemen yayınlıyorum.Türk zekası da başka bir boyutta çalışıyor gerçekten. Aslında milletçe çok savruk olduğumuzu düşünürüm ama böyle görüntüler beni şaşırtıyor. Yok artık dedirtiyor bazen belki ama adamlar kıyamamış atmamış işte.

Eskiden bu makineden annemde de vardı. O kadar hantal ve ağırdı ki ev süpürmek işkenceydi. Şimdiki makineler gibi cırt cırt çektiğin her yere gelmiyordu. Zaten formu gereği pek insanı takip etmeye niyeti olmayan bir makineydi. Biz ona uyuyorduk. Bunlardan olsa olsa bahçe saksısı olurdu zaten. :))

Bunun gibi farklı saksı örneklerini burada,  burada ve  burada da yazmıştım.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

çikolatalı kek



Bütün gün evde olunca kendimi mutfağa adadım. Yorucu olur diye pek ev işi yapmıyorum ama öncelikle kendi nefsimi düşünerek pek mutfaktan ayrılamadığımı itiraf etmeliyim.

Tatlı ne yesem derken bir süre önce aldığım ama buzdolabının köşelerine attığım bitter çikolata geldi aklıma.  Diğer adıyla ganaj denen şey bu mu bilmiyorum. Sonuçta benmari usulü eritilerek kullanılıyor. Ülker marka almıştım bu çikolatayı. Altındaki kek çok sıra dışı bir tarif değil ama güzel.

Şu an kekin biraz soğumasını bekliyorum. 1 bardak soğuk sütle kendime servis yapacağım. Bana afiyet olsun, siz de yapmak isterseniz. kolay gelsin

Çikolatalı Kek

3 yumurta
2 su bardağı şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı süt
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2 su bardağı un
1-2 çorba kaşığı kakao

Yapılışını herkes biliyor zaten...

Üzerine: 
Benmari usulü eritilmiş çikolata  (Ülker)
Eritirken içine azıcık eklemek için 1 çorba kaşığı kadar tereyağı 

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Sadece hamileyken gere gere göstermenin mutluluyla...

Deminden beri yazıyorum yazıyorum. Bütün günün sıkkınlığını bıkkınlığını yazdım. Havanın sıcağından neminden dem vurdum. Ayaklarımın şişliğinden, göbeğimin 7. ayındaki hamile bir kadın için biraz büyük oluşundan bahsettim durdum. Bahsettim de ne oldu. Benim sayfa açık kalmış, bu arada modemi nedense kapatmışım ama gelmiş oturmuş açık kalan kayıt sayfasına yazmışım da yazmışım. En son göbeğimin resmini çekeyim de koyayım şuraya derken resmi kaydetme aşamasında fark ettim ama yazıları kurtaramadım. Belki bir yolu vardı ama ben teknolojiye  ve bilgisayardaki böyle illetlere karşı meraksız olduğum için yapamadım. Böyle özet geçtim. Zaten kime ne... Değil mi...  Ama göbek aşağıda...Sadece hamileyken gere gere göstermenin mutluluyla...Sevgiler...


21 Temmuz 2012 Cumartesi

7. ay bitti, resmen hamileyim :)) & Deniz Lal'in ilk patikleri.



Selam herkese.

Epeydir yazmıyorum. İşyeri çok yoğun ve ben hamileliğimin 6. ayı bittikten sonra çılgınca elektrik saçan, çarpan bir kadına dönüştüm.Sinirli, huysuz bir şey olup çıktım. Bugün yazı yazabiliyor olmamın sebebi önümüzdeki hafta doğum iznine çıkacak olmamın kesinleşmesi ve bu durumun verdiği rahatlık.

Bu arada eşim beni bırakıp 1 haftalık iznini Zonguldak'ta geçirdi. Bunun da ben de ayrı bir travma yarattığını düşünürsek şu an yazı yazabiliyor olmam belki de bir mucize. Neyse kendisiyle ilgili çok atıp tutmayacağım. Ne de olsa çocuğumun babası :)) Gelirken annemin, halamın ve kuzenimin eşi Filiz'in kızım için aldığı veya ördüğü cicileri getirdiği için gidiş gelişi bu anlamda hoş oldu. Ama o kadar sadece. Hırkalar, yelekler, ponponlu tulum vs. daha neler neler. Bir ara fotoğraflarım belki.

Bu arada geceleri artık çok rahat uyuyamıyorum nedense. Yarım dünya gibi olduğum için dönüşlerde zorlanıyorum.Önce yatağa oturup sonra diğer tarafa dönüyorum. Bunun diğer sebebi de aslında bazı olağan ağrılar. Neyse çok önemli şeyler değil.

Bu fotoğraftakiler de kızıma ilk aldığım cicilerden biri.Simli converse patikler. Civil'den olukça uygun fiyata almıştım.

Bundan sonra buralarda olurum herhalde.

Görüşmek üzere.


25 Mayıs 2012 Cuma

An Gelir



Şu an kulağımda grup Moral'in An Gelir şarkısı  üçüncü kez çalıyor.

 Akşama iki misafirimi var. Çok sevdiğim iki arkadaşım. Meroş ve Belma.

Mınik aşkım kıpırdıyor bazen, Unuttutmuyor kendisini hiç.

İş yerinin bahçesinde 10 dk'lık bir yürüyüş yapıp geldim. İyi geldi.

Dün akşamki irmik tatlısından da arttıysa keyfime diyecek yok. :))

İşte böyle an gelir keyiflenip an gelir kederlenen ruhumla yaşamın bir zerreciği olarak hayata devam ediyorum.

Diyeceksiniz şu şarkıyı da ekleseydin de dinleseydik. Nasıl yapacağımı bilemiyorum. O yüzden  linkini yazayım dedim. İdare edin.

bebek şekeriyle kafam çok bozuk



Hamile kaldığımdan beri bebek şekeri bakıyorum. Herkes ''bebeğime ne giydirsem?'' ''ne yedirsem?'' diye düşünüyordur büyük ihtimalle. Ama ben ilk zamandan beri nasıl bebek şekeri yaptırsam, ''lavantalı mı olsa?magnet mi olsa? şekerler ne renk olsa? kaç çeşit yapsam?, kaç adet alsam?'' kuruyorum da kuruyorum. Çünkü sadece bu şeker konusunda kasılmıyorum, mutlu oluyorum. Malum benim çokça mutluluk hormonu salgılamam gerekiyor. :))

Neyse... İş yerindeki aşırı boşluktan faydalanarak internette bol bol geziniyorum, malzemelere ya da hazır şekerlere,  kısaca her şeye bakıyorum. Yine internette bulduğum bir magnet örneğini kızımın adına uyarlayarak yaptığım bir çalışma bu. Ama nerede ve nasıl kullanılacağı konusunda henüz çok fikrim yok. Bunlar denemeler. Hatta A4 kağıdına bassak ne kadar sayıda çıkar diye bile çalışıldı üzerinde. Belki şekerlemeye zımbalanır. Magnet olur belki. Bulduğum sitede magnet olarak yapılıyordu zaten. Fikirlerinizi ve varsa bildiğiniz güzel örnekleri benimle payşlaşın lütfen.

Sevgiler...

10 Mayıs 2012 Perşembe

eften püften insanlar



Eften püften insan tipi kendini çok akıllı ve her şeyin en iyisini düşündüğünü zanneden aslında dünyanın en sıradan, en basit düşünceli insanı olan,  insanı delirten bir mahluktur. Sürekli herkese akıl verir cücük beyniyle, beyin soğancığıyla.Sadece kendi düşündüğü doğrudur. Güya garibandır.

Mahluk diyorum çünkü konuşmalarıyla çileden çıkarır. Tıpkı Avrupa Yakasındaki Burhan Altıntop misali ''Dünyanın neresinde yaşıyor bu adam'' diye düşündürür. Zaten onun çantasına benzeyen bir çantayla gezer. Gıcıktır. Bir tane çakasın gelir suratının ortasına. ''Küüüttt'' diye



Dün akşam arkadaşlarınla güzel vakit geçirdiğini bile unutturur sabah erkenden. Yediğini boğazına dizer.   Güldüğünü unutturur. ''Hasbinallaaaaaahh'' diye bas bas bağırtır.'Deli mi Ne!!!''

''Hey Allahım aklıma mukayet ol.'' ''Az kaldı doğum iznine kadar dayan'' diye kendini teskin etmene neden olur. Ailen hakkında bile yorum yapar, iyice delirtir. Daha doğmamış çocuk için akıl verir, şöyle büyüt böyle yap diye. Kendisi mükemmel bir aile yaratmıştır çünkü (!) Sığ fikirlidir. Hem kendisi hem de çocukları için sığ fikirlidir.

Ortadan çatlayasıca adam diye bütün gün söylenmene, sövmene sebep olur. Hatta benim gibi sakinleşmek için oturup yazmana sebep olur. Yazarsın... O neyse de, bir de bunu paylaşmana sebep olur. Uzaya göndermeyince düşündüklerini ve yazdıklarını, rahatlamayacağını düşündürür.

İşte bu yüzden top evrende...

8 Mayıs 2012 Salı

Hakkımdaki 7 gerçek !!!


Penelope beni mimlemiş  . Hayatımda ilk defa mimlendim. 

Bu mimleme işine pek akıl sır erdiremesem, bloglarda gerek olmadığına inansam da bu sabah  gördüm ki birinin sizi hatırlaması hoş bir duygu. Çünkü ben, insanlar beni takip etsin etmesin,beğensin beğenmesin yazmaya devam edeceğim. Mimlerle ve hediye çeklişleriyle bloglarını dolduranlara da karşıyım. Abartmamak lazım diye düşünüyorum. Ama azıcığı güzel :))

Penelope  mesaj atmiş da mimlendiğimden haberim oldu. Yoksa blogger'da çok düzensiz dolanıyorum, üç hafta sonra da görebilirdim. :)) Ben de mimlediklerime mesaj atacağım :)) İnsan ya görmezlerse diye de korkuyor. Ay pek bir arsız yazıyorum, müzedeki hayalete döndüm.

Penelope ismi çok özeldir, sadakati simgeler. Buradan tekrar teşekkürler Penelope...

Gelelim hakkımdaki 7 gerçeğe...

*Aslında çok korkak olmakla beraber nedense bazen hiç olmadığım kadar soğukkanlı görünmeye çalışırım. Bunu yapmamın sebebi zor durumda olduğumda etrafımdaki insanların soğukkanlı bir şekilde hayatıma pozitif destek vermelerini istememle ilgili. Çünkü  negatif insanın ne kadar sinir bozucu ve insan yıkıcı olarak göründüğünü bilirim.

*Çok fazla hayalim var ama bazen herhangi birini bile gerçekleştirmek için hiçbir çaba göstermediğimin farkına varıyorum. Hem de hiçbirinin. Bu da benim bitip tükenmek bilmeyen tembelleğimden kaynaklansa gerek. Ve cesaret eksikliği belki de. Ama biliyorum ki sadece bir adım sonrası her zaman çorap söküğü gibi gelecek. Bir gün olacak.

*Hayatım boyunca gezmek istiyorum. Gezmenin para kazandırdığı bir işim olsun istiyorum Ama ne yazıktır ki çoğu zaman bir sokak öteye bile gidemiyorum. Böyle bir işi de bulamam herhalde bu saatten sonra. Süpürgesiyle her yere gidebilen bir cadı da olsam olur.

* Uzun zamandır aklımdan geçen en renkli şey doğacak bebeğim için renkli kurabiyeler yaptırmak Nedense bu fikirden kurtulamıyorum. Evin her yerinden kurabiye taşsın istiyorum. Yemeyi çok sevdiğim için olabilir mi :))

*Bazen gözüm hiç birşeyi görmüyor. Bir evi bile tutuşturabilirim Bu halimden ben de korkuyorum. Tanrıdan sakin bir insan olmayı diliyorum.

* Bloğumda daha fazla zaman geçirmek ve aslında hayatımla ilgili her detayı yazmak çizmek, ne gördüysem paylaşmak istiyorum ama ''seçici olmakta yarar var sapıtma bu kadar'' diye konuşan biri var içimde o durduruyor beni. Ama haksız olduğunu da biliyorum. 

*Ve aslında herhangi bir yazarlık kaygısı olmadan takipçi sayısı gütmeden bir yerlerden yayın yapıyor olmaktan çok zevk alıyorum. Bu tam ''kendin söyle kendin işit seremonisi'' ama olsun. seviyorum.

*Bu son, sekiz oldu biliyorum. Buraya ilk aklıma gelenleri yazdım. Ve şu an iş yerinde aklımdan geçenleri. Ne yaparsam yapayım çok düşünmeden, mantığımdan biraz uzak ve daha çok kalbimle karar verdiğimin bilincindeyim. Bu bilincimi seviyorum.

Ben kimleri mimlesem? Aklıma ilk gelenler severek okuduklarım. Ama aslında beğenip takip ettiğim yüzlerce blog var. İnanın aklıma gelmiyor şu an iş telaşından. Hadi bakalım buradan yakın.



5 Mayıs 2012 Cumartesi

Derdi nedir bu ilkbaharın?



Halil Sezai'nin ''Sonbahar''ını dinlerken hep hüzünlendik kış boyunca. Havalar soğuk, işler de yoğundu. Şimdiyse bahar. Hatta Mersin'de baharı geçip direk yaza girdiğimizi söyleyebiliriz. bugün. Az önce kafamı dışarıya çıkarttım bir kaplumbağa misali ve hemen geri soktum serin yuvama.

Sıcak....

Daha da sıcak olacak.

Bu nedenle ben yatak odasına klimayı mart ayında taktırdım. Ne yalan söyleyeyim korkuyorum kendimden bu yaz. E malum daha önce hiç hamile olarak 40 derece sıcaklık görmedim. Etrafımda başka hamilelerde olsaydı kendimi daha rahat hissederdim sanırım. Ama herkesler benden önce çocuk sahibi olduğu için yalnızım.:))


28 Nisan 2012 Cumartesi

Dekorasyonda ''Fiskos'' Sehpanın Önemi...

Dekorasyonda adı bundan daha güzel parça var mıdır? Fiskos...

Fiskos sehpa evlerimizde çoğu zaman gelişigüzel bir köşede, işlevsiz bir şekilde durur. Üzerindeki biblo sayısı o kadar çoktur ki bir fincan kahve koyacak yer kalmamıştır. Halbuki asıl amacı; en az iki kişinin,  evdeki herkesten küçük bir kaçamak yaparak önemli  ya da gizli konuşmalar yapmasını sağlamak hatta küçük dedikodular yapmasına vesile olmaktır. :))  Yani adı boş yere ''fiskos''konulmamıştır. Bu hem Türk kültüründe hem de başka kültürlerde ihtiyaç duyulan bir durumdur. Dedikoduyu duyunca bozulacak birşey yok hepimiz yapıyoruz. :)) 

 Fiskos sehpa bazen evlerin tavla köşesi olur. Yenilen, koltuğunun altına tavlayı sıkıştırıp çayları tazeler...

Bazen anne ve baba bazen iki arkadaş bu küçük masanın iki yanındaki rahat koltuklarda oturup ellerine kahvelerini aldığında yanlarına yaklaşılmaması gerektiği diğer aile bireylerine daha çocukluktan itibaren  öğretilmelidir ki, bireylerde de bazı konuların daha kapalı ve özel kalması gerektiği kavramı oluşsun. Günümüzde herşey fazlasıyla açık yaşanıyor zaten.

Eski formları beğenmiyor olabiliriz ama günümüzde dekorasyonda seçenek çok fazla...

Klasikten kurtulmak istiyorsanız cam bir fiskos edinebilirsiniz.

Ya da kendiniz boyayıp daha özel kılabilirsiniz. Eski fiskos sehpanızı tamamını beyaza boyayın...İsterseniz üzerine desenler de yapın...

Ayakları ahşap kalsın, masa bölümünü deri kaplayın...

Gösterişi sevenlerdenseniz altın ya da gümüş rengine boyayın...

Kral Arthur'un izlerini taşıyan bir sehpaya ne dersiniz?

İki tane bambu koltuk bir de küçük bambu sehpa da çok güzel bir hava katar fiskos köşenize.

Daha dinamik, kapaklarının içinden tavla ve satranç tablası çıkan sehpalar da oyun düşkünleri için çok ideal.
Bu sehpayı bulabileceğiniz adres http://www.mobilya.net/







Sedef kakmalı bu sehpalar da çok şık...







Dekorasyonda retronun yoğun olarak kendini gösterdiği şu zamanda fiskos sehpanın da yeniden şekil bulduğu bir yerler olmalı...
Günümüzde demode olarak görülen ve artık evlere girmesi pek tercih edilmeyen fiskos sehpa, bu  yönleriyle düşünülmediği için mi  modern dekorasyon anlayışında kendine yer bulamamıştır?