Zuhal'in Müzesi

25 Mayıs 2011 Çarşamba

kırık kalpler kurabiyesi.

Aslında yapmaktan çok yemekten yanayımdır. Ama çalıştığım firma un ihracatı yapan bir firma ve dün akşam üretim müdürü elime 2 kg. unu tutuşturunca başka çarem yoktu.

Daha önce bu kurabiyelerin daha küçüğünden yapıp işe götürmüştüm. Bundan sebep yeni bir talep geldi. Ben de kıracak değilim. Dün akşam kolları sıvadım. Bari bu defa güzel bir jest olsun diye büyük boy kalpli  kalıp kullanıp minik poşetlere yerleştirdim.  Kurabiyeleri dağıttığımda yüzlerde oluşan gülücük güzeldi.

Aslında yapım aşamasında da tüm haftanın stresinden kurtulduğumu ve terapi gibi geldiğini itiraf etmeliyim.

Kendisini keyifle takip ettiğim ''şeker kurabiyeci'' kadar olmasa da mutfaktaki malzemeyle de fena şeyler çıkmıyor ortaya.

Tarif de vermek lazım değilmi adettendir. Kırık kalpler deyince çok değişik bir tarif sanılmasın. Herkesin bildiği kolay bir tarif ama eskiden beri  ''kırık kalplar kurabiyesi'' deriz ablamla. (uzun yılar sevgililerinden ayrı kalmış iki genç kız başka bir isim koyamazdı)  Bizdeki adı budur. Siz de adını değiştirin. İsterseniz kendi adınızı koyun, isterseniz o anki duygunuzun adını... Özelleştirin kurabiyenizi.

KIRIK KALPLER KURABİYESİ

1 paket margarin
4 yemek kaşığı pudra şekeri
Aldığı kadar un


Bu malzemenin içine zevkinize göre ceviz, fındık, tarçın, damla çikolata ya da kuru meyve ekleyebilirsiniz.  

Sade yapmışsanız eğer fırından çıkarır çıkarmaz pudra şekeri ve tarçın karışımını üzerine serpin.

Not:Nescafenin yanında çok güzel oluyor..




Veeee 'te son


19 Mayıs 2011 Perşembe

Kağıthane

''Buradaki hiçbir şeye ihtiyacınız yok ama gördüğünüzde hepsini birden almak isteyeceksiniz.''


Kağıthane'yi  dekorasyon dergileri karıştırıken fark ettim. Sonra baktım heryerde. Çoktan ünlü olmuş. Adından da anlaşılacağı gibi ana malzemeleri kağıt ve kağıttan ürünler tasarlanıyor. Bu tasarımlarda mutlaka bir nostalji ya da bir espri yakalayabiliyorsunuz.

Benim çok beğendiğim tasarımların bazılarını paylaşmak istedim.


Klasik çay tabağı desenli bardak alttığı, notluk ya da amerikan servisi, tamamen geri dönüşüm eseri olan eskiz defteri,  'isim, şehir, hayvan' ve 'adam asmaca' oyunlarının hazır yaprak sayfaları...

Şunu söylemeliyim ki rakı ve soğuk su için tasarlanan bardak altlığı benim favorim. Böyle bir güzellik yok.

'Bakkal defteri' de benim çocukluğuma, ilkokul yıllarıma götürdü görür görmez. İlkokul hocam, defter kenarındaki  kırışıklıklar için bakkal defteri benzetmesi yapardı. ''Görmeyeceğim öyle bakkal defteri gibi ataş takın defterlerininzin kenarına.'' Evde ataş yoksa eğer, çoktur annemin akşamları defterimin kenarını mandalladığı ahşap çamaşır mandalıyla. Ahşap  mandal, hem çok nostaljiktir bu yüzden, hem de birçok hobi uğraşına yatkın bir malzeme olduğundan özeldir benim için. Bir ara ahşap mandalları boyar bir yüzüne mıknatısı yapıştırıp buzdolabı için notluk yapardık. Sonraları çok ucuzuna hazırını bulunca bıraktık boyamayı. Şimdi 1 TL'ye bir paket boyanmış, süslenmiş cici ahşap mandal satılıyor. Bakkal defterinden çamaşır mandalına nasıl geldim? Anılar işte...

Şu  esprili güzelliklere  bir bakın.

Sitesini de buradan takip edebilirsiniz.












16 Mayıs 2011 Pazartesi

Evimize hırsız girdi.

Evet salı günü biz iş yerlerimizde başkaları için çalışırken başkaları da gelip bizim evde çalışmış. Önce bir güzel levye ile kapıyı açıp yatak odamıza girmişler ve tuvalet aynam başta olmak üzere her yeri aramışlar.

Bir yabancının eşyalarına dokunduğunu bilmek birşeyler çalmış olduğunu bilmekten daha kötü bir duygu. Neyseki çalınan tek şey fotoğraf makinem olmuş gibi. Gibi diyorum çünkü emin olamıyorum. Belki sonradan arayıpta bulamadığım birşey olursa diyeceğimki; ''evet çalınmış''.

Üstelik sadece bizim daire değil bizim kattaki iki daireye girmiş, diğerine de girmeye çalışmış, kapıda zorlama izleri var.

Olay şöyle gelişti;

Önce eşim eve gelmişti. Ve evde bir dağınıklık farkedince hemen beni aradı buraları sabah çıkarken sen mi dağıttın diye. Yok mok derken eve geldim ben de bir gezdim şöyle. Çalınmasından korktuklarım yerli yerinde, birşey çalınmamış gibi. (Henüz fotoğraf makinesinin gittiğinin farkında değiliz) Hatta dedikki ''birşey alınmadığına göre bu hırsız hala evde olmasın, biz çıkalım polisi arayalım hemen'' Öyle de yaptık. Yaklaşık 5-10 dakika sonra ekip arabasından 3 polis indi.

-Siz misiniz arayan?

- Evet biziz. Buyrun çıkalım.

Neler dağılmış?. kapı nasıl açılmış?, neler çalınmış?, şikayetçi misiniz? vs. gibi sorular.

- E tabi şikayetçi olalım birşeyimiz çalınmasa da evimize tecavüz edildi yani, tepkisiz mi kalalım

-İyi o zaman biz gidelim birazdan olay yeri inceleme gelecek.

-Güle güle, teşekkürler.

5 dk sonra, yine 3 polis memuru(sivil)

-evden kaçta çıktınız, eve kaçta geldiniz, birşey çalındı mı? vs.

Birkaç da fotoğraf çektiler. Birinde ben ellerimi açmış gösterir halde poz veriyorum. Artistik yani. O fotoğraf makinesinin flaşı patladığı anda o yöne doğru yürüyordum, tesadüfen kadraja girdim. Amerikan filmlerinde, cinayetin ardından olay yerine gelip fotoğraf çeken, kahve tonlarında takım elbise ve yine aynı tonlarda  fötr şapka takan dedektif geldi gözümün önüne o anda.

-Birazdan parmak izi için ekip gelecek.

Gittiler.

5-10 dk sonra

3 polis memuru daha parmak izi almaya geldi.

İlk soru;

 -Birşey çalındı mı?

Ne çok sordular bu soruyu. Birşey çalınmadıysa problem yok sanırım.:))

Tuvalet aynasının üstündeki kutular parmak izi vermezmiş ama yine de baktılar, kutularım simsiyah tozlandığıyla kaldı.

Gittiler.

Bu arada saat 22:00 oldu. Engin karakola şikayetçi olmaya gitmişti.

Bir süre sonra bizim katın koridorundan polis telsizi gelmeye başladı, Dedim 'herhalde benim koca polislerle geri geldi, sevmediğimiz komşulardan şikayetçi mi oldu ne deli' derken merakımdam kapıyı açtım. Bir baktım bize gelen polisler. 

-Bak bir tek sizin eve girmemişler buraya da girmişler'. '

Ay çok rahatladım(!!!)' dedim içimden. Komşular da korkunç yani. Bizim evde bir tantanadır gidiyor, polisler girip çıkıyor, kapı ardına kadar açık 'ay bize de hırsız girmiş' demiyorlar. Bu nasıl bir zihniyet, biz girmedik ya evinize!

Neyse... Hırsızdan aldığımız derslere gelelim

1-Birşey çalınmadıysa ya da çalınmadı sanılıyorsa devletin polisi meşgul edilmekten çok haz almıyor. Evinize yabancı biri girmiş, her yeri kurcalamış çok da tııınnnn!  ''abla neler var bu ne ki'' durumu.
2-Hırsız dediğin çok da akıllı değil, ne kadar kutu, kutucuk,kesecik varsa içlerini aramış. Değerli eşyalarımızı kuytu köşelerde bu şekilde saklamıyoruz. Benim gibi her türlü kutuyu, keseyi de saklamamaya özen gösterin,daha çok dağınıklığa sebebiyet veriyor, içinde birşey var sanıyor :)) Ne kadar çul çaput varsa eve soktuğumu düşünmüştür hırsız. Haksız da sayılmaz.
3- Apartman sakinlerine; olur olmaz herkese, her zili çalana aprtamn kapısını açmıyoruz. Diafon takılmış her daireye 'kim o' diye bir sesleniş çok zor değil.
4- Apartmanda değişik bir hareketlilik varsa lütfen birazcık merak edip ilgileniyoruz. Zira apartmanın önüne biri kamyon çekip evi boşaltsa hiç kimse ne oluyor burda demez . Ben de demem. Hiç tanışamadığım komşularımdan biri taşınıyor diye düşünürüm.
5-En önemlisi kapının her kilidini kullanıyoruz. Üstten alttan ne kadar kilit varsa. Biz yukardan kilitlemiyorduk bir süredir kapı zor açılıyor diye.
6- Aslında hırsızlar için kapıya elektrik bile verebiliriz. Biz evde çıkınca devreye giren bir sistem.Yapışıp kalsın açmaya çalıştığı kapıya.
7- Komşularla samimi oluyoruz.sabahları asansörde karşılaşınca 'günaydın' ya da akşam eve girişte karşılaşınca 'iyi akşamlar' demekten öteye gitmeliyiz. Komşuluk kavramı pek gelişkin değil günümüzde malum. Kimseyi hatalı buluyor değilim ben de yabancıyım komşularıma. Halbuki insanın insana her zaman ihtiyacı var. Bunu unutmamalı.

Sonuç olarak

Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar.

1 Mayıs 2011 Pazar

Bekar kızlar üzgünüm, Prens William da evlendi. - 1 mayıs - güzel pazar vs. vs. vs.


Neyseki ben Wiiliam'dan önce evlendim :))

Evlendi evlendi de bizi niye bu kadar ilgilendirdi  anlamadım. Kendime bile şaştım, işte olduğum halde düğünü takip ettim.

Gelinliği nasılmış, makyajı nasılmış, duvak uzunmuş, gelin de güzelmiş... Çirkin olsa yanmıştı zaten. Dünyanın dilinde ''ingilizlerin gelini de pek nemrut çıktı canım'' cümlesi gezer dururdu. Aslında çirkin de olsa nemrut olmazdı sanırım. Nemrutluk bize, daha doğulu kültüre ait bir yüz mimiği sanki. Elin Avrupalısı, Amerikalısı bizim gibi surat asarak, gözlerini belerterek laf anlatmıyor malum.

Biz bir bakışımızla insanı yerinden hoplatırız, evelallaaaahhh:))

İfade güçlüğü çektiğimizden olsa gerek.

Acaba bahis oynayanlar iyi para kazandı mı?

William Kate'i neresinden öpecek?,

Kraliçe mavi elbise mi giyecek?,

''Hocaaa oynama maviye, yatar o yatar.

'' Sarı giydi kraliçe nabeeeerrrr:...''

***

Bugün pazar, 1 mayıs işçi bayramı bugün. Kutlamak isterim burdan es geçmek istemem, emek vererek çalışan, günde 11 saat çalışan biri olarak.

***

3 kız bideyiz. yeni planlar yapıyoruz, hayaller kuruyoruz, az önce bonibon yedik. Kahvemizi içtik. Tüm bunlardan önce sahilde çok güzel bir kahvaltı yaptık. eve sokağın sesi giriyor. Ve güneş...Bugün için yeterli...Hayattan çok şey beklememek lazım  :))

23 Nisan 2011 Cumartesi

Paşabahçe mozaik koleksiyonu


 Paşabahçe mağazalarının sitesini incelerken gördüğüm  ''Mozaik koleksiyonu''nu paylaşmak istiyorum. 

Türkiyenin çeşitli  yerlerinde bulunan mozaik eserlerin desenlerini cam üzerinde çalışarak çok şık bir koleksiyon hazırlamışlar.


 Ayasofya`nın güney galerisi içinde yer alan "Deesis" sahnesindeki Meryem Ana



Antakya`da bulunan ve Princeton Üniversitesi Sanat Müzesi`nde sergilenmekte olan "Medusa Başı Taban Mozaiği"


                 Ayasofya`nın güney galerisi içinde yer alan "Deesis" sahnesindeki Meryem Ana



 Antakya`da bulunmuş ve Antakya Arkeoloji Müzesi`nde sergilenmekte olan M.S. 5.yy`a tarihlenen taban mozaiği.



 Zeugma antik kentinde bulunmuş olan Çingene kız/Gaia mozaiği

Zeugma antik kentinde bulunan M.S. 2.yy sonu 3.yy başına tarihlenen spiral ve geometrik motifli bir taban mozaiği



 Çevlik`te bulunan ve Antakya Arkeoloji Müzesi`nde sergilenmekte olan M.S.2.yy`a tarihlenen "Terkedilmiş Ariadne Mozaiği"ndeki geometrik şemalı bordür motifleri.


Ayrıntılı bilgi için buraya...

Benim 23 Nisan'ım

İçinde bir çocuk yüreği taşıyan herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun...

Benim 23 Nisanlarım çocukluğum boyunca şöyle geçti;

23 nisanlarda hep bir etkinlikte olurdum.Gece eve, Zonguldak'ın meşhur bitmek tükenmek bilmeyen merdivenlerine dayanamayarak, babamın kucağında, yorgunluktan baygın düşmüş halde girerdim. Küçük bir kız çocuğu işte...

Ama çok severdim o yorgunluğu, çok keyif alırdım 23 nisandan. İlkokul hayatım boyunca Zonguldak halk oyunları ekibindeydim okulda. Şıkır şıkır bir oyun,sadece bayanlar oynar. Biraz oynak sayılırım hala, bundan ileri gelir. :))

23 Nisan günü sabah saatlerinde evden çıkar, provalar,okul da toplanmalar, gez,toz falan... En son akşam, kapalı spor salonunda tüm okullar hünerlerini sergilerdi. Ondan sonrası zaten yorgunluktan baygın düştüğüm aşama.

Aslında çocuk duruşunda, böyle oyunlar acemi bir güzellikle duruyor. O zamanlar insan kendini profesyonel sanıyor o ayrı :))

Çocukken 23 nisanlarda hep özel hissettim. Sadece kendimi değil bütün çocukları, Bize bir bayram hediye edilmiş olmasını her zaman büyüleyici buldum. Hala da öyle hissediyorum. İşte bu yüzden hala heyecanla karşılıyorum 23 nisanı herhangi bir kutlamam olmasa bile.

Bir çocuğum olursa şayet, geri kalan hevesimi de onunla beraber almayı umuyorum 23 nisandan. Doğur, büyüt, 23 nisanı anlar yaşa getir, provalar, gösteriler, kostümler, balonlar... Daha çok yolum var.  :))

Büyüdükçe bu tatlı yorgunluklar azaldı,azaldı,azaldı ve nerdeyse bitti. Şimdi 30' lu yaşlarımda tatlı yorgunlukların hayatımızda daha çok olması gerektiğine inanıyor ve bunun için çabalıyor olsam da ol-mu-yor. Bu defa önümüzde bir sürü engel...Üzerimizde sadece acı bir yorgunluk...Günlük sıkıntılardan derbeder oluşlar...

İçimizdeki çocuğu yaşatmak o kadar zor ki... Bir defa büyüyünce, içindeki çocuğu araki bulasın. Yatağın altına saklanmış da inadından çıkmıyor gibi.

Elinden balonu alınmış da küsüp gitmiş gibi.

''Nasıl ikna edebilirim onu acaba''...

Ama hiç büyütmemiş olsak öyle mi? Bir çikolataya kanar belki.

Ben yine kanarım o ayrı :))

***
Bu yazıyı yine de eleştirel bitireceğim; 23 Nisan için birçoğumuzun yapacağı şey facebook'taki profil resmimizi değiştirmek, sonra da gün içinde 2-3 tane müzikli gönderi yapmak olacak. Sadece yarın değil her önemli günü bu şekilde kutluyoruz artık. Ama ben sokakta kutlamak istiyorum her özel günü. Kalabalıkların arasında. Şimdi sıkıyorsa çocuğunuzu kalabalıkların arasına sokun da görelim. Ama biz çocukken annemiz babamız her dakika peşimizde değildi. Okula bırakıp okuldan almazdı. Şimdi de eviyle aynı sokaktaki okula gidiyor çocuklar ama ebeveynleri okulun önüne kamp kuruyor. Bunu yapmakta, endişelenmekte haklılar mutlaka. Sokaklar artık güvenli değil.

Annem de beni çocukuluğum boyunca uyararak büyüttü küçük bir kentte yaşadığımız halde. Dışarıda kimseye kanmamam gerektiğini hep vurguladı hep hatırlattı çalışan ve her zaman yanımda olamayan bir anne olarak.Bu uyarılar gözümü açtımı bilmiyorum. Hala safım biraz. Ama en güzel alışkanlığım çocukluğum boyunca, herşeyi paylaşmak oldu annemle. Ne olursa olsun hep yanımda olduğunu bildim. Okuldan bile kaçsam söyledim,''bütün arkadaşlarım kaçtı ben de kaçtım'' dedim. Hiçbir zaman da sert bir tepki almadım. Bence annemin yaptığı doğruydu. Hiçbir baskı beni yanlış bir yola itmedi, ne çocukken ne de büyürken Doğru insan mıyım. Hayır, elbette değilim. Ama şimdiki çocuklar gibi de değilim. Annem ya da babam beni oyalanayım biraz diye bilgisayardan oyun açmadılar çünkü. Sokakta çizgi oynadım. Etüt merkezlerine ödev yapmaya gönderilmedim. Bu yüzden şimdiki çocukların yanında  saf kalıyorum. Yaşamdaki yarışa hazırlıklı büyüdükleri için. Bizim dünyadan haberimiz yoktu. Sadece çocuktuk

Ben aslında hala sokakta vakit geçirmeyi severim. Facebook'ta 300 kişiyle gönderi paylaşmaktansa  iki arkadaşmla güneşli bir havada kahkahalar atarak, bağıra bağıra konuşarak, gerçek kahve içerek (facebook'ta resim yolluyoruz hani birbirimize ve içimiş kadar oluyoruz:)))) birşeyler yapmayı severim. Her yaptığımı da herkes bilmesin isterim. Tweet ile hayat mı geçer? ''Gel ben burdayım takıl bana'' yazsan kimse gelmez. ''e tamam netten payşlaşıyoruz ya, beni kaldırma şimdi pc başından 3 dakikalık şey için, iki resim at görelim''...

***

Ne biçim bir bayram kutlama yazısı oldu. Nerden nereye nasıl geldim ben de anlamadım. Düşündükçe yazdım.Sonuna kadar tahammül eden olursa bilmek isterim.

Mutlu bayramlar.

Eleştirdiğim herşeyi ben de yapıyorum. Hatta bu yazıyı yazarken yapmış oldum.

Facebook'taki profil resmimi çoktan değiştirdim. 

22 Nisan 2011 Cuma

kaçi boynuzu tozu,pekmezi...faydaları...


















Benim gibi demir eksikliği çekenler bilir ki keçi boynuzu pekmezi de tozu da kansızlığa çok iyi gelir. Bunları ve aşağıda yazacaklarımı öğrenmeden önce yani çocukluğumda hatırladığım keçi boynuzu, çok büyük bir ağaçta yetişen,herkesin koparıp zevkle yediği benimse ''kabuklu birşey bu.. neden yiyelimki'' diye düşünerek ürkekçe uzaktan baktığım meyveydi.(meyvemiydi? meyve midir? herhalde meyvedir.)

Yetişkin bir kadın olduktan sonra (yetişkin derken kendimi öyle hissettiğimden değil artık öyle anılıyor olmaktan, ben 77 doğumluyum yoksa  :))) kadın halleri malum, demir düşüyor. İşte bendeki (kronik) demir eksikliği, kansızlık durumları araştırmaya itiyor insanı, ''hapı  yutmak''la olmuyor her zaman. Yaşamı da vücuttaki eksiklere göre düzenleyip, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek gerekebiliyor.

Konuya giremiyorum gevezelikten...Çok da uzuzn uzadıya anlatmayacağım zaten aklıma gelmişken bir iki birşey sadece...

Mesela  Ege'nin annesi, benim de arkadaşım Fatma, sütün içine keçi boynuzu tozu koyuyor kakao yerine. Geçen akşam bize de yapt,keyifle içtik, öneririm. Kakaolu karışımlardan daha güzel, daha yararlı.

Aynı toz kakao kullanmak istediğiniz her yerde kullanılabiliyor; kurabiye, pasta gibi.



                                  keçi boynuzunun ağaçta olgunlaşmamaış hali

Bir de keçi boynuzu pekmezi var tabi. Onunla ilgili de netten bulduğum bazı kısa faydalar şöyle;

1. Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

2. İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

3. Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

4. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir.

5. Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

6. Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

7. Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kanın zehirli maddelerini temizler.

8. İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

9. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler

10. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.

11. Dogal bir dopingdir

Ayrıntılı bilgi için İbrahim Saraçoğlu'ndan yararlanabilirsiniz.

keçi boynuzu ağacı-gölgesi çok büyük güzel bir ağaç

29 Mart 2011 Salı

Travesti sesim...


Tercih sebebidir der yaşamları çok yargılamam, arada bir atıp tutsam da. Büyük ölçüde saygılıyım yani. Ama ses dediğin öyle mi?  Ya kadın sesi olacak ya erkek sesi.

Pazar gününden bu yana garip bir grip geçiriyorum. Ağzım, yüzüm, gözüm, heryerim bir tuhaf, beynim ince ince akıyor hissediyorum. Pazar günü son çare olarak annem gibi başıma çaput bağlamış ağlıyordum. Eşim beni acile götürürken sesimi bile çıkaramadım ki aslında doktorları sevmem onalara pek güvenmem.
Hatta acilde sıra beklerden korkudan birkaç dakikalığına kendimi çok iyi hissedip çıkmak istedim ama eşim kolumdan kaçarım diye sürekli tutuyordu. Napıyım korkuyorum; steteskoptan, beyaz gömlekten, ağzıma sokulmaya çalışılan çubuktan, dilimi Jimm Carrey'nin bile çeşitli animasyon destekleriyle yapabildiği kadar dışarı çıkarmamı istemelerinden.  Daha bu korku listesi uzar da şimdi acelem var az içimi boşaltayım diye yazıyorum.



Aslında konuya sesten girmiştik. Sesim iki gündür travesti gibi çıkıyor. Evet onların sesi böyle işte, kadın edasıyla erkek tonunun karışımı birşey. 

Ramiz dayının ses tonuna benziyordu sabah şimdi biraz yumuşadı. Eşime sabah söylediğim ilk şey ''kalk yiğen, daha işe gidilecek''oldu. Ama ben bugün işe gitmedim. Çünkü dün kime ''alo'' desem yanlış yeri aradığını zannediyordu. Çünkü benim gribim ses tellerimle resmen dalga geçiyor. Zaten bülbül gibi sesim yoktur, öyle narin, çıtkırıldım çıkmaz. Normal , harbi bir insan tonuyla konuşurum, pek kırıtmam. Ama dünden bu yana ben bu değilim yani. İçimde başka biri mi var anlamadım. Sesim göğsümden yukarı öyle bir çıkıyor ki hem beni yoruyor hem de karşımdakini korkutuyor. Ben de konuşamayınca yazıya vurdum kendimi.

Dünden de sesim biraz fena olduğu için patronum sürekli sesimin ona lazım olduğunu söylüyordu. Zannedersin ki sesimle para kazanıyorum, delimi ne?Sanki Maksim'de sahne alacağım akşam. Bırak beni be kadın, ölüyorum ben hastalıktan ''izinlisin bugün git dinlen ''diyeceğine... ne sesi. Önceden kanarya seslimiydim sanki canım. Allah Allaaaahhh. Bir de asab bozuyor. Neyseki bugün dinlendim iyice ama ses aynı ben de 2 ton aşağı düştü sadece. Yarın hagi notadan konuşurum bilemiyorum.  Ramiz dayı gider de Şebnem Ferah gelir mi? Sanmam. Şebnem Ferah'ın yellenmesinin  sesi benimkinden ince olur. :))

13 Mart 2011 Pazar

Güneşli Pazar


Çıkıyorum ben...

Bu güneşli havada evde duramam;biraz yürür, biraz gezerim...

Muhtemelen biraz da yer, içerim...

Herkese de bunu tavsiye ederim...

Baaaayyyy...

Sizi bazı Mersin manzaralarıyla başbaşa bırakıyorum...















1 Mart 2011 Salı

Bloguma dokunma!!!




Dokunacak bu mu kaldı.  Ne battı, ne oldu anlamadım.

Siz burdan dokunursanız biz de gider başka yerden dokundururuz size. canımız yazmak istesin yeter ki!

Blogların ne zararı var?

Herşeyin askıya alınıp bekletildiği, insanların oyalandığı, enayi yerine konduğu  şu memlekette blogspotu kapatarak mı huzura ereceğiz.

Gerçek mi bu?  Biri çıkıp fena halde keklendiğimi söylesin lütfen