Zuhal'in Müzesi

Arkeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Yunan Mitolojisi - Khaos

Khaos (χάος), evrenin yaratılışı sırasında ortaya çıkmış tanrıların ilkidir. Khaos dişidir ve o da bir bakıma kızı Nyx ve torunları kader tanrıçaları (Moirai) gibi bir kader tanrıçasıdır. Filozof Herakleitos, Khaos'u varlıkların kaynağı olarak düşünür.Topluca protogenoi diye adlandırılan bu ilk tanrılar, evreni oluşturan yeryüzü, gökyüzü, hava, deniz, karanlık, ışık, yer altı, zaman gibi bileşenlerin mitolojik temsilidirler. "Boşluk", "aralık" anlamındaki Khaos, yerle gök arasındaki boşluk, yani hava demektir. Yeryüzünü ilk çevreleyen katmandır. Ozan Hesiodos'a göre Khaos, evrenin meydana gelişi öncesinde elementlerin bir karışımıdır. Hesiodos'un Theogoniasında, Khaos'tan aşağıdaki 5 tanrının türediği söylenir: Gaia - yeryüzü; Tartaros - yer altı çukuru; Eros - aşk; Erebos - karanlık; Nyx - gece.

25 Ocak 2011 Salı

Tiyatronun kaynağı




Tiyatronun kökeninde, günümüzde ilkel toplumlarda hala uygulanmakta olan mimetik büyü törenleri yatmaktadır. Prehistorik dönemde de insanların doğa güçlerine karşı duyduğu, saygıyla karışık korkudan dolayı yağmur duaları, bolluk ve bereket törenleri, ölüm-dirilme oyunları ortaya çıkmıştır.

Bu av oyunlarında bilmeden de olsa tiyatronun üç temel ilkesi gerçekleştiriliyordu. Bunlar “taklit”,  “eylem”  ve “topluca katılma”dır. Avcı, avlanmak için önce hayvan postuna bürünür ve hayvanın hareketini taklit ederek avına yaklaşırdı. Onu öldürdükten sonra köyüne döner ve nasıl avlandığını diğerlerine anlatacak eylemlerde bulunurdu. Avcı, dans, ezgi ve hareketlerle oyunlarını sürdürürken, ateşin çevresindeki izleyiciler, el çırparak ya da doğrudan oyuna katılarak avın uğurlu olması amacıyla dans ederlerdi.



Tiyatronun kaynağında büyü, gösteriyi ortaya çıkaran bir araçtır. Bununla birlikte doğada insanı çeken şeyler, renkler, etkili kokular, göz alıcı biçimler, güzel sesler ve hareketler de tiyatronun doğuşunda etkili olmuştur

Prehistorik dönem insanı doğayı, doğum-üreme-ölüm gelişiminin düzeniyle değerlendirirdi. Doğanın bu gelişimi, onların törenlerine de yansır, her sonun bir başlangıç olduğu; yani her ölümün yeni bir doğumu, her doğumun yeni bir ölümü getirdiği inancı, insanların bu süreç için çaba göstermesini gerektirirdi. Doğanın bu düzenli gelişimi insanları “ritüel” denen oyunları oynamaya itmiştir.

Mezopotamya’da İ.Ö. 3000 yılarında yapılan Tammuz törenlerinde, İştar’ın ölen sevgilisi tanrı Tammuz için yas tutulurdu. Tanrının heykeli karşısında ağıtlar söylenir ve heykel suyla yıkanırdı. Diğer adı Adonis olan tanrı Tammuz, doğumu ve ölümü simgeleyen genç bir tanrıydı. Dicle ve Fırat vadisinin bolluk getiren suyunun efendisine temmuz ayında düzenlenen bu törenler Mezopotamya için  ilk oyunlardır.


Tanrı Tammuz(Sümer kabartması)


Eski Mısır’daki ilk gösterilerin tarihi günümüzden 5000-6000 yıl öncesine gitmektedir. Dört temel gösteri türünün olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar İ.Ö. 4000-3200 arasındaki “Piramit Metinleri”, İ.Ö. 3100 yıllarında başlayan “Taç Giyme Şenlik Oyunları”, İ.Ö. 1868 yılındaki “Acı Çekme Oyunları” ve “Büyü-İyileştirme Oyunları”dır.

Antik Yunan tiyatrosu ise uygarlık ve Hellen demokratik ruhu ile yakın ilişki içindedir. Tiyatro, şiir, felsefe ve görsel sanatlarda, yani görünüşte farklı ama gerçekte birbiriyle bütünleşmiş ve birbirine bağlı sanatlardaki heybetli canlılığın, kültürel monizmin belirgin bir ifadesidir.


Aspendos tiyatrosu
 

27 Mart 2010 Cumartesi

En Eski Buğday Türü Soli'de



Soli’de gün yüzüne çıkan tahıl örneklerinin sonuçları arkeoloji dünyasında heyecan uyandırdı.

DÜNYANIN ISLAH EDİLMİŞ EN ESKİ BUĞDAY TÜRÜ SOLİ’DE

Mersin’in Mezitli ilçesinde bulunan Soli-Pompeiopolis Antik Liman Kentinde, 2009 yılında yapılan kazılarda gün yüzüne çıkarılan ‘arpa, buğday ve mercimek’ örnekleri incelendi. İnceleme neticesinde buğday tanelerinin Neolitik Dönemde ıslah edilmiş olan ‘Çatal Siyez Buğdayı’ (Triticum Dicoccum) olduğu açıklandı.

Soli Pompeiopolis Antik Liman Kentini Koruma ve Tanıtma Derneği Genel Sekreteri Arkeolog Cem Cıvaoğlu, antik kentte 2009 yılı kazılarında gün yüzüne çıkarılan tahıl örneklerinin inceleme sonuçlarını açıkladı.

Her yıl yaz aylarında gerçekleşen kazıların Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Yağcı’nın başkanlığında yürütüldüğünü hatırlatan Cem Cıvaoğlu, Soli’nin farklı uygarlıklara ait yaşam evrelerinin bir arada incelenebildiği, zengin bilimsel verilerin elde edildiği önemli bir antik kent olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz yıl Soli Höyüğün bilinen en erken dönemine ait olan ve M.Ö. 15. yüzyıla tarihlenen ‘Hitit İmparatorluk Çağı’ tabakalarında yapılan kazı çalışmalarında bulunan tahıl örneklerinin, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emel Oybak tarafından incelendiğini belirten Cıvaoğlu, “Yapılan inceleme neticesinde, buluntuların ‘Çatal Siyez Buğdayı’ (Triticum Dicoccum), ‘Kabuklu Arpa’ (Hordeum Vulgare) ve ‘Mercimek’ (Lens Culinaris) olduğu belirlendi” dedi.

M.Ö. 15. Yüzyıl Hitit Çağı’na ait tabakada, bir mutfak ya da silo olduğu düşünülen bölümde açığa çıkarılan tahıl örneklerinin yanmış halde bulunduğunu anımsatan Cem Cıvaoğlu, “Hacettepe Üniversite Biyoloji Bölümü’nün raporuna göre Soli’de ortaya çıkan buğday, literatürde adı (Triticum Dicoccum) olarak geçen bir tür. Ülkemizde ‘Çatal Siyez Buğdayı’ olarak da bilinen bu tür, insanoğlunun yüz binlerce yıl doğaya bağlı yaşamdan, doğaya hakim yaşama geçişte ıslah ettiği en eski tahıl ürünlerinden biri. ‘Neolitikleşme’ olarak da tanımlayabileceğimiz bu süreç, insanın doğa, kültür ve teknoloji ile etkileşerek ‘üretime geçiş’ evresinin adeta kilit taşı” diye konuştu.

Cem Cıvaoğlu, ele geçen diğer tahıl olan arpa türünün, günümüzde daha çok malt ve yem olarak kullanılıyor olsa da, 20 bin yıla yakın bir süredir insanoğlunun tükettiği bir besin olduğunu, keza mercimeğin de yüzyıllardan beri sofraların vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydetti. Cıvaoğlu, “Yeni ortaya çıkan tahıl örneklerini, daha önceki yıllarda bulduğumuz örneklerle birlikte değerlendirdiğimizde, Soli’de tarımsal üretimin yaygın ve çeşitli olduğunu söyleyebiliriz. Soli, her ne kadar bir liman ve ticaret kenti olsa da, geniş ve verimli arazilerinde önemli bir tarımsal üretim söz konusuydu. Sayın Prof. Dr. Remzi Yağcı Başkanlığında yürütülen kazılarımızın önümüzdeki yıllarda kentimiz tarihine ışık tutmaya devam edeceğine inanıyor, kentimiz adına Sayın hocamıza ve ekibine bir kez daha teşekkür ediyoruz” dedi.
             
                                                                    Kaynak

4 Şubat 2010 Perşembe

Güneşin Doğuşunu İzleyen Antik Kent : Soli Pompeiopolis

Akdeniz kıyılarında güneşin doğuşunu binlerce yıldır sessizce izleyen antik kent: SOLI



Bugün çevresini saran betonlaşmadan biraz hüzünlü ama Akdeniz’in mavisi ile kucaklaşmaktan sanki mutludur....

Mersin’in 11 km. batısında, Mezitli’de yer alan Soli, Ovalık Kilikia Bölgesi’nin batı sınırındadır.
Kentin erken tarihi konusunda bilinenler azdır. Soli’de bulunduğu öne sürülen ve bugün Berlin Staatlichen Museen’deki Luwice yazıtlı mühürler ve silahlar Orta Tunç Çağı’na tarihlenir.

Antik kaynaklar, Soli’nin bir Rhodos-Lindos kolonisi olduğunu belirtir. Buna göre, İ.Ö. I.bin yıl başında doğu Akdeniz ticaretinde Soli önemli bir liman olmalıdır. İ.Ö.VI.yy. ortalarından başlayan ve Büyük İskender’e kadar (İ.Ö.IV.yy) süren Anadolu’daki Pers egemenliği Soli için de geçerlidir. Ancak İ.Ö.V.yy.’da kentte sikke basılması kentin bir ölçüde özerkliğini koruduğunu yansıtır.

Hellenistik dönemde Seleukos egemenliği altında Soli liman kenti parlak bir dönem yaşar. Strabon’un söz ettiği Solili ozan Philemon, filozof Khrysippos ve Aratos bu sırada yapıtlarını verirler.

Seleukos yönetiminin İ.Ö. I.yy.’da zayıflamaya başlamasıyla Soli için de zor günler başlar. Armenia Kralı Tigranes, kenti yağmalatıp, halkını göçe zorlar. Böylece, Kilikia için yağmacılık, esir ticareti ve kargaşa anlamına gelen korsanlık başlar.

Romalı komutan Pompeius’un bölgedeki karışıklığa bir son vermek için İ.Ö.67’de yaptığı reformlarla dağdaki korsanların bir bölümü nüfusu azalan Soli’ye yerleştirilirler. Grekçe Soloi ile başlayan, Latince Soli olarak kullanılan kentin adı, bu olaydan sonra Pompeiopolis (Pompeius’un kenti) olarak değiştirilir.

Roma yönetimi ile birlikte kent yeniden canlılığa kavuşur. Roma imparatoru Hadrianus İ.S.130’da Anadolu’ya yaptığı gezi sırasında artık Roma’nın bir eyaleti olan Cilicia’ya da gelir ve Soli’deki liman çalışmalarına parasal destek verir.

Soli, Hıristiyanlık döneminde bir piskoposluk merkezidir. Ancak 525’de büyük bir depremle zarar görür ve VII.yy’da da Arap akınlarıyla karşı karşıya kalır.

Günümüze ulaşmamakla birlikte XIX. yy.’da Soli’ye gelen Avrupalı gezginler, kentte tiyatro, tapınak, hamam gibi yapıların ve nekropolis’in bulunduğundan söz ederler.

Soli antik liman kenti kalıntıları başlıca üç bölümde incelenebilir:

A) Sütunlu Cadde
Bugün caddede toplam 33 sütun ayaktadır. Bunlardan 4’ü batı 29’u doğu sütun dizisine aittir. Korinth düzenindeki sütun başlıklarından bazıları figürlüdür. Ayrıca bazı sütunların üzerindeki yazıtlardan, caddeye bakan konsollarının Roma imparator ya da üst düzey yöneticilerinin büstlerini taşıdığı anlaşılmaktadır.


B) Soli Höyük
Höyük yaklaşık 22m. yüksekliğinde ve 300m. çapındadır. Tepe üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında Erken Demir Dönemi’nden, Roma Dönemi’ne kadar tarihlenen keramik parçaları bulunmuştur.


C) Antik Liman
Antik liman kalıntılarının büyük bölümü bugün de görülebilir. Liman birbirinden 200m. aralıkla düzenlenmiş iki dalgakırandan oluşur. Batıdaki daha iyi korunmuştur. Limanın boyutları Soli’nin antik dönemdeki büyüklüğü üzerine fikir vermektedir.


Günümüzde Soli antik kentinin çevresi yerleşim alanıdır. Bu nedenle kalıntılar yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Soli’nin kurtarılması için arkeolojik kazıların yapılması zorunludur. Soli kazıları, hızlı kentleşmenin tarihsel dokuya olumsuz etkilerini azaltacak, anıtsal liman kentini sosyo-kültürel yapısıyla açığa çıkartarak, toplumun bilgisine sunacaktır.

kaynak

22 Ocak 2010 Cuma

Pandora (Yunan mitolojisine göre kadının yaratlışı)

Yunan Tanrısı Zeus, insanoğlunun çalışmadan hiçbirşeye sahip olmasını istemez. Bu nedenle tüm besinleri saklar.


''Zeus kızınca Prometheus'a
kendini aldatan o sivri akıllıya,
sakladı varını yoğunu insanlardan,
o gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu''

Ama Prometheus rahat durmaz ve  gider Zeus'un ateşini çalar.  Zeus o kadar çok sinirlenir ki insanoğlunun başına öyle bir bela salayım ki yüzyıllar boyu bu suçun bedelini ödesinler diye düşünür.


''Zeus gizledi besini insanlardan.
Ama Iapetos'un güçlü oğlu Prometheus
çaldı Zeus'un ateşini insanlar için,
sakladı onu narthex kamışının içinde.
Kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona:
''Iapetos oğlu, sivri akıllı kişi,
seviniyorsun ateşi aldın, beni aldattın diye,
ama bil ki dert açtın kendi başına da:
aldığın ateşe karşılık bir bela
öyle bir bela salacağım ki insanlara,
sevmeye, okşamaya doymayacaklar bu belayı''

Zeus tüm bu olanlardan sonra  ilk iş olarak tüm tanrı ve tanrıçaları yanına çağırır. Hepsinin en belirgin özelliğini Hephaisthos'un biraz toprak ve sudan yaptığı varlığa eklemelerini ister. 

Namlı şanlı Hephaistos'u çağırdı hemen:
''Bir parça toprak al, suyla karıştır dedi,
içine insan sesi koy, insan gücü koy,
bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin,
bedeni güzelim genç kızlara.
Athena, sen de ona el işlerini öğret dedi,
renk renk kumaşlar dokumasını öğret.
Nur topu Aphrodite, sen de büyülerinle kuşat onu,
istekler, arzularla tutuştur gönlünü.
Yüz gözlü devi öldüren Hermeias, sen de
bir köpek yüreği, bir tilki huyu koy içine''.

Tüm tanrılar Zeus'a boyun eğer ve işe koyulur.

Gök gözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.
O canım kharitler ve o güzelim Peitho
altın gerdanlıklar taktılar boynuna.
Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını,
Hermeias doldurdu göğsüne yalanı dolanı,
uzaktan gürleyen Zeus'un oluyordu isteği.

Ve eser biter...


Zeus son bir hamle yapar.

''Ses koydu içine o tanrılar kılavuzu
ve Pandora adını taktı.''

 Ve işte kadın...

''o gün bugündür insanların başı dertte,''

( Hesiodos'un İşler ve Günler adlı eserinde, kadının yaratılışını anlattığı bölümden bazı alıntılar içermektedir.) 

18 Kasım 2009 Çarşamba

atlas

Titan Iapetos ile deniz kızı Klymene'nin oğludur Atlas. Tanrıların babası Zeus' a saldırmaya çalıştığı için cezalandırmıştır Zeus onu. Neyle mi? Yerküreyi omuzlarında taşımakla. Bu mitolojide  Dünyayı taşımaktan kasıt, sadece dünyayı ağırlık olarak kaldırmak mıdır? Yoksa tüm dertleriyle yüklenmek midir?  Bu yoruma açıktır...

Zaten Atlas'a bu yük ağır gelmiş olacak ki Heraklesten yardım ister. Bir nevi danışıklı dövüş yani. Atlas Herakles'in  peşinde olduğu elmaları getirebileceğini söyler. Yeter ki o gelene kadar Dünyayı biraz omuzlarında taşısın. Bir süre sonra elmalar geliiiirrr ve Yerküreyi Herakles yüklenir. Bu  defa da Yerküre,  Herakles'e ağır gelmiş olacak ki   Atlas'a geri vermeye çalışır. Daha doğrusu elmaları aldı ya Atlasla işi bitmiştir.  Bir şekilde yükü sahibine  verir de...Ne paslaşma ama...Atlas çaresiz yine omuzlanır yükünü. Tek yapabildiği Herakles'in arkasından çaresizce haykırmak olur. Kolay değil bir ömür Dünyayı sırtlamak...

Şimdi biz kendi hayatımızı yüklenirken sadece, bazen ne taşınmaz yük oluyor...Biraz hafiflese, şunu da biri alsa üstümden falan oluyoruz....Paslaşacak adam şart yani :)) Ya rahat taşıyacaksın hayatı; omuzlarındaki gelip geçici bir yük gibi (zaten gelip geçici değil mi?) ya da çok dertlenmeyeceksin...Ben bunu uygulayabiliyor gibi yazdım ama bu da yazımızın ''hayat dersi'' konusu  olsun diye çekinmedim :))) Bana düştü ya hayat dersi vermek :))